SAHRA's profileSAHRA...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 21

    *YÜREK DÜMENİ*....

    Yürek Dümeni...

    İnsan elindeki dümenle kullandıgı aracını, vasıtasını istediği istikamete yönlendirir.
    İstenilen istikamete seyrini yapar...

    İstikamet Üniversite iken, gönlüm başak istikamet diye sessiz sessiz feryat ediyordu..

    Ben de öyle yaptım..
    Derinden gelen haylırışı dinleyip ver elini kabre…
    Bekleyenlere, manevi evlatlara verilmesi gereken müjde, muştular vardı..!
    Aslında onlar hakikati, hakikatleri biliyorlardı...
    Benim bildiğimide biliyorlardı..!

    Her vardığımda yürek sançısıyla; cevşen sayfalarına, toprağa dam dam damlayan gözyaşlarıyla:
    * Gönül bağıma selamımı götürün..
    * Yürek ağrımı, acımı götürün..
    * Gözyaşlarımla dualarımı götürün..
    * Yalnız komayın ……..mı diye…

    Gönlümü Rabbe teveccüh edip açtım ellerimi semaya...
    Yüreğim dile geldi..
    Dua dua arşa yükseldi...
    Hüve zerrelerine karışıp yelle, meltemle, rüzğarla kainata yayılıverdi..!
    Kanat olup götürüyorlardı Hüve zerreleri vuslat olması için, makes bulması için ihtiyac gönüllere, sinelere..

    Bekliyorlardı onlar...
    Bende biliyorum, hemde çok iyi biliyorum beklediklerini...
    Fark etmezdi ki nerde olunursa olunsun..
    Toprak üstü-toprak altı..
    Uzak yakın mesafeler..
    Tanıyalım yada tanımayalım...
    Hiçbir şeyin önemi yoktu..
    Aşıp aşıp enğelleri, mesafeleri, dikenli yolları, uçurumları ulaşıyordu bekleyenlere…

    Vuslat buluyordu gönüllerde..!
    Hasret, hüzün, dönüşüyordu lezzete..!
    Yürek sevinç gözyaşları döküyordu..!

    Kalem aciz..
    Olamıyor yüreğime, gönlüme tercüman...
    Tercüman olmuyor..!!!

    Dua ve sevgiyle kalın.

    Comments (1)

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    ahmed akwrote:

    Selim GÜNDÜZALP

    Allah'ım, dünyan ne güzel!


    Hani insan, binlerce hayal kurar da, bir gün olsun o hayallerinden bir tekinin bile gerçekleşmediğini görünce nasıl üzülür az çok tahmin edebilirsiniz. Aksi de mümkündür. Bu defa da gördüklerinize bir türlü inanamazsınız. İşte ben de böylesine hülyalı duygularla doluyum bu sabah. “Yine bir rüya mı görüyorum acaba?” diye, gözlerimin önündeki güzelliğe bakıyorum, bir türlü inanamıyorum. Bu güzelliği seyretmek için, penceredeyim. Uykularımı kaçırıyor bu güzellikler. “Allah’ım, dünyan ne güzel” diyorum.

    Çimenlerin üstünde uçuşan bir çift beyaz kanat görünce, çocuklar gibi çığlık attım. Bu yemyeşil kırlara; uçan, konan, gezen ve gizlenen işte tam böyle ipek kanatlı çiçekler gerekliydi. Öyle de olmuş. Coşku büyük. Can gelmiş ovalara. Kıpır kıpır, her şey. Canlılık ve beyazlık hâkim buralarda. Uçuşlarındaki zarafet, seyreden gözler için bir ziyafet…

    İnsanın eliyle okşadığı güzellik sınırlı olsa da, gözüyle yakaladıkları, sayısız…

    Evimizin bahçesinde, diz boyu çimenler ve çiçekler arasında ters-yüz edilmiş ceketlerle kelebek avına çıktığımız, çocukluğumun o mis kokulu bahar sabahlarının hatırası, hafızamda saklıdır hâlâ. Hayatımız ümitle, neşeyle doluydu. Bugün, o eski ve mutlu günlerden biri gibi.

    İkinci kattaki evimin arka penceresine, çok değil iki metre mesafede bir çınar yavrusu var. Uzansam tutacağım nerdeyse. Gözlerimin hizasına yaklaşması için, tam bir karış kalmış. Bu çınar yavrusu, her daim bir gelişim içinde. Çaktırmadan büyüyor… Santim santim uzuyor…

    Güzellikler, gözlerimin önünde, resmigeçitte bu sabah… Serçeler, camın kenarcığına sepelediğim ekmek kırıntılarını, o kuş beyinleriyle (!), nasıl da buluyorlar hayret doğrusu. Her zaman tam vaktinde geliyorlar. Üstelik sayıları da çoğalmış. Aile boyu, çoluk çocuk hepsi rızkın kokusunu almışlar, camdalar.

    Kışın yorgunluğunu henüz üzerinden atamamış, birkaç çam ağacından başka, her şey taze ve diri görünüyor. Dallar, eller gibi semaya uzanmış rahmeti alkışlıyor. Küçücük göz bebeğim ise, dünyayı yutuyor. Hani; “İğne deliğinden deve geçer mi?” derler ya. Zorluk mu var Yüce Yaratan’ın kudretine? Bakın, görün işte. Küçücük göz bebeğimden vızır vızır mevsimleri geçiriyor. Göz bebeğimle kâinatı içiyorum. Yeniden bir dirilişe, bahardaki muhteşem yaratılışa, yıllardan sonra ilk defa bu kadar yakından şahit oluyorum. Beton yığınlarına hapsolmuş, yaşıyorduk. Bırakın dalı, yaprağı, ağacı, toprağı her şeye hasret kalmıştık nicedir.

    Her şeyin bir bedeli var. Zahmetsiz rahmet olmuyor. Sabredip kışa dayananlar, şimdi baharı yaşıyorlar. Yol kenarındaki papatyalar, “Bizi de görmeden geçme” diyorlar. Sarı sarı çiçekler açmış küçük fidanlar, coşkulu renklerle bezenmiş meyve ağaçları, büyük bayramı kutluyorlar. İlk defa yürüyen, ilk defa konuşan bir çocuk gibi adım adım, hece hece kendilerine sunulan güzellikleri, binler gözlerle görüyor ve gösteriyorlar. Bu sabah böyleyim, iyiden iyiye hayretteyim. Kalbim titriyor, ruhum ürperiyor. Sevinçten ağlamaklıyım. Allah’ım dünyan ne güzel. Ömründe bir kez olsun, bu güzellikleri görmeyen, duymayan bir insanın, ya gözleri kör olmalı ya da kulakları sağır.

    Allah’ım korkarım böyle bir zulümden. Gerçekten korkarım… Seni söyleyen, Seni haykıran bu güzelliklerin ve sayısız dillerin duâlarıyla gelmek isterim huzuruna. Biliyorum bu hayat ve bu fırsat, bir daha ele geçmeyecek.

    Bazı sabahlar; sanki ölmüşüm de zarar ve ziyanımı telâfi etmek için, bir günlüğüne yeniden dünyaya gönderilmişim gibi hissediyorum kendimi. Ödenecek borçlar da az değil hani. Ne yapacağımı bilemiyorum. Tek çare, tövbelere sarılmak. Dilimde, sevgili Levent kardeşimin her karşılaştığımızda ayrılırken duâ gibi bir sözü var; “Cennette…” Şu an derdimin, tam da dermanı bu söz. Peygamberimiz; “Cennet, onu isteyene verilecektir” demiyor mu? Öyleyse, bana istemeden her şeyi veren Allah, ben istedikten sonra Cenneti niye vermesin? O’na hiçbir şey zor değil ki.

    Bu güzellikleri, ebediyet yurdu olan Cennette, bütün sevdiklerimle beraber yaşamak, tek dileğim… Allah’ım, bu güzelliğin sonsuza dek devamını istiyorum. Bunu bütün kalbimle temenni ediyorum. Bu duâyı ederken bile, kalbime huzur doluyor. Allah’ım dünyan ne güzel. Sana el açıp, Senden istemek ne güzel bir duygu.

    Üzerinde yaşadığımız bu dünyanın, Cennette özel bir yeri olacağını bilmek, bütün sevdiklerimizle beraber, bu dünyadaki bütün maceraları orada tekrar be tekrar seyredeceğimizi düşünmek; ne ölümden, ne de ötesinden bir korku bırakmıyor ruhumda. Söyleten de Sensin, isteten de Sensin. İşiten de Sen, veren de Sensin Allah’ım. Duâyla çaldığım kapının ardında, Senin olduğunu bilmesem, boşuna çalıp durur muyum o kapıyı. Senin rahmet kapının önündeyim. Binbir ihtiyacımla ve utancımla. Duâlarımla, dileklerimle çalıyorum kapını. Kalbim yanıltmıyor beni. Vicdanım bu kapının arkasında biri var, diyor. Biliyor ki, boş değil.

    Dün ve bugün, her ihtiyacıma cevap veren hep Sendin. Duâlarımın yükseldiği yerde, hep Sen vardın. Şimdi içimin huzur dolduğu bu yerde de yalnız ve yalnız Sen varsın. Allah’ım, Sana sunuyorum niyazlarımı. Rabbim, kalbimin Sana kavuştuğu duâ yolu, ne kadar da kısaymış meğer. Yıllar sonra fark ediyorum.

    Büyüleyici bir güzellik ve derin bir sessizlik var şimdi kâinatta. Çünkü “Anne toprak hamile.” Kızılderililer, bu mevsim için böyle bir tabir kullanıyorlar. Şu hassasiyete bakınız. Baharda atlarının ayaklarına bezler, çaputlar bağlarlarmış; tazecik çimenler ve tohumlar ezilmesin diye. Bir şefkat ve incelik örneği sergilemişler “anne toprak hamile” diyerek. Şimdi onca yol varken, çimenleri hoyratça basıp çiğneyenlere; “Ne olur yapma! Yolu uzatmamak için binlerce canlının hayatına kastetme,” diye seslenmek geliyor içimden. İnsanlarımızdan Kızılderili inceliğini bekliyorum. Çimenin, yeşilliğin de canı var. Her bir otun da ameli var, zikri var. Kıymayalım; ezip geçmeyelim, ibadetlerine mâni olmayalım. Çok güzellikleri çiğnedik, hiç olmazsa çiçeklere, çimenlere dokunmayalım. Burası, Allah’ın dünyası. “Allah’ım dünyan ne güzel ve Sen ne güzelsin.” Bütün bu güzellikleri Yaratan, güzellerin güzeli Allah’ım. Kim bilir Sen nasıl bir güzelsin? Senin cemâline ve kemâline hayranım. Belki de bunları söylemek için varım… Seyirci aşıkınım.

    Bediüzzaman, badem ağaçlarının çiçek açtığı böyle bir mevsimde, âdeti olduğu üzere kırlara doğru yürürken, yol kenarındaki bir bahçeden dışarıya sarkmış bir güle, ilgisiz kalmamıştı. Zarif bir hareketle uzanıp, gülü en narin yerinden tutmuş, ona bir bûse kondurmuştu. Bir bûse de benden Allah’ım, bütün güllerine ve güzelliklerine.

    Allah’ım, Seni andıkça ve güzelliklerini seyrettikçe, şair Abdülhak Hamid’in o tek beyti yetiyor, hislerime tercüman olmaya; “Andıkça seni, büyür hayalim.” Hayalim, bu dünyaya sığmıyor.

    Ömrümüzün belki de bu en güzel zamanını kaçırmamak için, siz de kırlara doğru bir uzanınız. Kim bilir, ne sürprizlerle karşılaşacaksınız? Belki de bir sarı çiçek, merhaba diyebilmek için sabırsızlanıyordur. Bir kelebek, bir serçecik, hiç olmazsa pencereye kadar teşrif etmenizi bekliyordur. Kaçırmayalım randevuyu.

    “Bin bahar görse, taş yeşermez” diyor Mevlânâ… Duygular donmamışsa, taş kesilmemişse eğer, duymalıyız bu sesi. Bu seyrin adabını ise, Mevlânâ bir rubaisinde şöyle açıklıyor: “Kırlara çıkınız, bağa gelmiş ve yeşil giyinmiş tabiatı seyrediniz. Her köşede bir çiçekçi dükkân açmış gibi, Allah’ın san'atını seyrediniz. Güller, gülerek bülbüllere diyorlar ki: Susunuz ve susarak seyrediniz.”

    Kalk ey nefsim; eğer çömleğin içindeki balı yemeğe üşeniyorsan, hiç olmazsa dallardan uzanan meyveleri kopar da ye. Haydi, rahmet olup yağalım, su olup akalım. Bahçelere, kırlara çıkalım. Bir ilkbahar sabahında güneşle uyanalım. Haydi çoluk çocuk hep beraber. Yollara düşelim. “Toprak, çocukların baharıdır,” diyor Hz. Peygamber (asm). Unutmayın davetlisiniz. Mevsimler çağırıyor…

    24.05.2008 selam ve dua ile

    May 24

    Trackbacks

    The trackback URL for this entry is:
    http://meryemkardelen2007.spaces.live.com/blog/cns!A500B7EAAC2BA679!1249.trak
    Weblogs that reference this entry
    • None