| SAHRA 的个人资料SAHRA...照片日志列表 | 帮助 |
|
|
|
”Ey avare yolcu! Yürü; durma, yürü. Bu geçici âlemin zevkleri seni Allah’a kavuşmaktan alıkoymasın. Bu eşsiz manzaraların, bu güzelliklerin hepsi rüya ve hayalden ibarettir. Ey zavallı ziyaretçi! Yürü; durma, yürü. Yürü ki, Allah’a kavuşmanın gönüle ferahlık veren tazeliğinde yüceliklere eresin. Yürü; kendi aslına kavuş” Aşk ile aklın, iyi ile kötünün, bilgelik ile cehaletin amansız kavgası… ve bu kavganın tam orta yerinde bir Âdemoğlu… A'mâk-ı Hayal Filibeli Ahmed Hilmi
Her Trajedi , diğer elinde bir hediyeyle gelir… Ama genellikle acı çekmekle öylesine meşgul oluruz ki ; Hediyenin farkına bile varmayız! O da geldiği gibi yitip gider…! Mevlana der ki : ‘’ Üzülme ! Kaybettiğin her şey başka bir şekle dönüşüp sana geri döner…!‘’ Yüreğinizdeki ümit çiçeği asla solmasın…. ![]() Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür. İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi: “Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39) Demek ki, bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedel olabilir. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmaktadır ki, bir günlük oruca bir yıllık oruç sevabı vermektedir. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin Kadir Gecesine benzetilmesi ise, ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83 yıllık ibadete bedeldir. ALLAH şimdiden tutulacak oruçlarımızı kabul etsin... ALLAH a emanet kalın.. ![]() ![]() ![]()
![]() ![]() ![]()
11 月 18 日
|
||||
|
Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını hayal ediyordu. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu. Baba, oğluna söz vermişti; bu hafta sonu parka götürecekti onu ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı:- Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni parka götüreceğim! dedi. Sonra düşündü: - Oh be, kurtuldum! En iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez! Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi:- Babacığım, haritayı düzelttim. Artık parka gidebiliriz! dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi ve oğluna bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu ibretlik açıklamayı yaptı: -Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzeltiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti...
10 月 9 日
|
||||
![]() Esselamu Aleyküm Ey Güzel İnsanlar ! Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, cehennemden kurtuluş olan, bir Onbir Ayın Sultanı'nı daha uğurluyoruz. Artık gönüllerde bayram esintileri esmeye, ruhlarımızda Ramazan-ı Şerifin sağanak sağanak yağan rahmet çağlayanlarının hazzını derinlemesine duymaya başladık. Evet bu mübarek ayda tutulan oruçlar, verilen sadakalar, yapılan yardımlar, okunan Kuran-ı Mucüz-ül Beyandan esintiler, Kudret-i Sonsuzun nezdinde öyle büyük mükâfatlara mazhar oldu ki; bu kutlu zaman dilimine ulaşıpta ondan istifade edemeyen gafiller, büyük bir kayıp içine düştüler maalesef. Bayram, esasen Rabbi Rahimimizin bizleri affettiği gün olacaktır. Büyük alim, ALLAH dostu Alvarlı Efe Hazretleri : Mevla bizi affede, Bayram o bayram olur, Cürm-ü hatalar gide, Bayram o bayram olur, Nağmeleriyle, gönül pınarındaki esintileri bizlere aksettiriyor ve cehennemden azat olduğumuz kurtuluş günümüzün bizim esas bayramımız olacağını bizlere hatırlatıyor. İnanan insan da esasen bu gerçek bayramlara ulaşabilmenin endişesi ve düşüncesi içinde olmalı, her davranışını "büyük buluşma" ya göre ayarlamalıdır. Rabbim Ramazan Bayramınızı mübarek eylesin. Bayram İslam Alemi namına hayırlara vesile olur inşaALLAH.. Rabbim mazlum kardeşlerimizi zalimlerin zulmünden kurtarsın. Ümmet-i Muhammed arasındaki ayrılıkları birliğe çevirsin. Küffara karşı sesimizi gür, kılıcımızı keskin, yöneticilerimizi de Hakk ile hükmedenlerden eylesin inşaALLAH... Siz Değerli, Kıymetli Gönül Dostların ve de Tüm inananların Ramazan Bayramını en içten dileklerimle tebrik eder, Rabbimizin bizi affettiği gerçek bayramlarda buluşmayı temenni ederim. ALLAH(c.c.)'a emanet olun. -Allahü Teâlâ buyuruyor ki: “Ey iman edenler! Eğer siz ALLAH’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed Sûresi 7.Âyet) Sadakallah u-l Azim / ALLAH doğru söyledi *** "Güzellik bakan gözde, gözü baktıran kalpte, kalbi veren Rabb'te..." *** Edebten Melekler Nurlandı, Edebsizlikten Şeytan Huzurdan Kovuldu. *** Ey gönül! Lâle gibi ol ki, hâlinden sadece"Yâr"haberdâr olsun. Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım.
9 月 19 日
|
||||
![]() BEREKETLİ VE FEYİZLİ OLMASI SEBEBİYLE MÜBAREK, KULLARIN AF VE TEMİZE ÇIKMASI SEBEBİYLE BERAAT , MÜ'MİNLERİN İHSANA KAVUŞMASI NEDENİYLE RAHMET OLAN BU GÜNÜ ve GECESİNİ İHYA EDELİM. Ramazan ayının habercisi mübarek Berat Kandili’dir. Yüce Allah’ın sınırsız af, merhamet, yardım ve bereketine vesile olan bu geceye erişmenin heyecan ve mutluluğunu yaşamaktayız. Müslümanların, Yüce Allah’ın bağışlamasıyla günahlardan kurtulacağı umularak bu geceye Berat gecesi denmiştir. Dindarlık dünya ve ahiret, madde ve mana dengesine; akıl, düşünce, duygu ve bilginin ahenkli şekilde buluşturulmasına dayanır. Günümüzde ferdi ve toplumsal hayatımızdaki maddi ve manevi değerler dengesi madde lehine bozulmuş, manevi değerler erozyona uğramış, dünyevîleşme, bencillik, kişisel çıkarcılık, kendini beğenmişlik, nemelazımcılık, dedikodu ve tahammülsüzlük gibi olumsuzluklar dünyaya bakışımızda ve ilişkilerimizde öne çıkmış, neticede bütün bunlar ruh sağlığımızı ciddi anlamda bozmaya başlamıştır. Bu beşeri zaafların etkisinin artması sadece ferdi ve ailevi mutluluğumuzu değil, toplumsal hayatımızı, barış ve huzur, dayanışma ve kardeşlik içinde yaşayabilmemizi de tehdit etmektedir. Oysa Yüce dinimiz İslâm, insanın maddî ihtiyaçları kadar ruhî ihtiyaçlarını da dikkate almış, onun devamlı surette Yüce Yaratanla bağlantı içinde olmasına önem vermiş, insandaki pozitif değerleri öne çıkararak onu geliştirmeyi, onun özünün bozulmasını önlemeyi, insanın kendisi, çevresi ve yaratıcısı ile ilişkilerini sağlıklı bir şekilde kurabilecek bir iç barış ve güvene kavuşmasını gaye edinmiştir. Ayrıca Yüce dinimiz, sadece ihtiyacı olana maddi yardımda bulunmayı değil, sağlıklı bir iletişim için güler yüz göstermeyi de, çevremizdeki insanlardan anlayış bekleyene anlayış, ilgi bekleyene ilgi göstermeyi, onlara doğru bilgi vermeyi de sadaka ve ibadet saymıştır. Berat kandilinin aydınlattığı manevi ortam, bizlere böyle bir dengeli hayatı kurmamızı, dinin genel ibadet ve hayır anlayışına uygun olarak kendimiz ve çevremiz için yararlı davranışta bulunmamızı sağlayacak bir bilinç tazeleme imkanı sunmaktadır. Berat Gecesi, kendimizi yenilemek, geçmişimizi sorgulamak, geleceğimizi planlamak ve ümitlerimizi tazelemek için önümüze konulan büyük bir fırsattır. Berat gecesini idrak eden herkes, Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki; “De ki, ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer-53) müjdesinin farkına vararak, ümitlerini canlandırmalı, bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir. Peygamber Efendimiz; “Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamaz”, “Kim dünyada bir mümin kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir” buyurarak, sağlıklı bir toplumun oluşmasında sevgiyi, nimeti ve güzellikleri diğerleriyle paylaşmanın ve çevreyle bütünleşmenin ne kadar önemli olduğuna dikkatlerimizi çekmiştir. Unutmamalıyız ki, dayanışma ve yardımlaşma içinde birbirimizi severek birlikte yaşamanın yolu, öfkeyi hoşgörüye, önyargıyı doğru ve gerçek anlayışa, tahammülsüzlüğü sabra, ayrılığı bütünlüğe, düşmanlığı dostluğa, kini ve nefreti sevgiye, bencilliği fedakarlığa dönüştürmek ve bütün güzellikleri birlikte paylaşmaktan geçer. Sağlıklı bir toplum olabilmek için kişisel çıkarları bir kenara bırakıp karşılıklı ilişkilerimizde doğruluk, adalet ve samimiyeti esas almalı, birbirimizi anlamaya çalışmalı, zaman zaman ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkları çatışma ve inatlaşmaya gitmeden çözmeli, yapılan bireysel hataları da hoş karşılamalı ve affetmeliyiz. Bu mübarek Berat gecesi
münasebetiyle, kendimize dönelim, kalabalıklar arasında yalnızlığı ve iç hesaplaşmayı
yakalayıp günahlarımıza tövbe edelim. Kendimiz, ailemiz, ülkemiz, bütün
müslümanlar ve insanlık için Allah’a dua ve niyazda bulunalım.
Berat gecesinin çağımızın getirdiği sıkıntılarla bunalan ruhlara, manevi hayatın ihmaliyle daralan kalplere bir kandil olması dileğiyle Siz değerli kardeşimizin, sevdiklerinin ve Ümmet-i Muhammed’in Berat Kandili’ni kutluyor ve bu gecenin İslâm aleminin birlik ve beraberliğine, insanlığın barış ve huzuruna vesile olmasını Cenâb-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
8 月 5 日
|
||||
|
akahmed发表:
Gönder yâ Rabbî!
“Kul ‘Yâ Rabbî, Yâ Rabbî’ dediği vakit, Allahü Teâlâ ‘Kulum, ne istiyorsun? İste, (dilediğin) verilecektir’ buyurmaktadır.”1 *** Bütün mahlûkat bekliyor… Rabbinin rahmet hazinesinden ta’yîn ve takdir ettiği rızkı beklemeyen var mıdır? Kimi ağzını açmış, annesinin getireceği bir lokma “kay”a razı; kiminin elleri açılmış, “Hayy”dır fîzârı… Gönder yâ Rabbî! Mikroptan gergedana, papatyadan çınar ağacına kadar bütün canlılar Rezzâk’ından bekler rızkını. Amelesi ağası, gedası paşası rızka muhtâç; makam mevki kâr etmez. Yağmuru rahmet eden, arzda rızkı halk eden işitmez mi duâyı? Tarlayı ekmeli çiftçi, işinde işlemeli işçi; usta dövmeli demiri, analar yoğurmalı hamuru… Hâl, kâl’e omuz vermeli, duâ ederken. Ağaçlar, semâya uzatmış kollar gibi dallarını, bekliyor. Toprak tohuma, tohum hubûb’a hâmile, bekliyor. Gönder yâ Rabbî! Her duâya cevap veren Allah’ım! Muhtâca matlûbunu ver. Demirciler tak tak eder, takırdar; damda leylek lâk lâk eder, lâkırdar. Umarlar hâlleriyle, isterler dilleriyle. Gönder yâ Rabbî! Yer altında solucan, yer üstünde halecân; kimi gider, kimi gelir, koşuşur. Deryadaki, Dünyadaki bütün canlıların rızkını ihsan eden Allah’ım! Ne kadar cömertsin, ne çok merhamet sahibisin! Kudretinin dairesini akıl alır gibi değil! Sabah giden, akşam dönen bunca insan, bunca hayvan yuvasına çeker durur; karınca misâli, karınca kararınca… Kımıldayan dudaklar, ister Senden daima; dinsizi hâlle, dinlisi kâlle. Mutî’ kullarına ikrâm, asî kullarına ihsân eden Sensin! Çalınacak kapı Sensin! Bilse de, bilmese de mahlûk… Gönder yâ Rabbî! Sen vermezsen ne hâl olur bunca can? Büyüklüğün şânındandır “aman”a eman. Dünyada sultan, orada hüsrân etme elaman! Kerem-kârsın, meded-kârsın; yâ Hannan, yâ Mennan. Sen, Rabbi’l-Âleminsin. Hışırdayan yapraklar, çatlak kara topraklar; inekler, sinekler, böcekler; gülümseyen taç yapraklı çiçekler kendilerine mahsûs dilleriyle, dilerler rahmetini. “Ey kullarım! Benim doyurduklarımdan başka hepiniz açsınız. O halde benden rızık isteyin ki, sizi doyurayım”2 buyuruyorsun. Ne gelirse Sendendir, cümle kusur bizdendir. Âkıbet hayr olacaksa, gönder yâ Rabbî!.. Dipnotlar: 1- Bursalı, E. G. D., 26 (et-Terğib ve’t-Terhib,2: 488). 2- Câmiü’s-Sağîr, 3: 1273. ALİ RIZA AYDIN ![]() selam ve dua ile hayırlı günler
7 月 13 日
|
||||
![]() ![]() ![]() Muhabbet
iki türlü olur; birisi manay-ı harfidir ki; Allah namına ve hesabına mahlukatı
sevmektir. Her şeyi Allah’ın isim ve sıfatlarına bir ayna, bir vasıta
olmasından dolayı sever. Aslında sevdiği şey eşyanın kendisi değil, eşyanın
üstündeki parlayan İlahi isimlerdir. Dostluğa da bu nazarla bakılabilir. Selâm ve dûa ile...
***********************
7 月 10 日
|
||||
![]()
Yürek nükleer güç merkezidir. Sevdiği
zaman sevdigine cennet, sevmediği zaman nefret ettigine cehennem kesilir…
7 月 3 日
|
||||
|
akahmed发表:
![]() Rabbim! kalbimi tut!
Geçici ve boş şeylerle yorulan kalbimi Sevginle doldur.
~selam ve dua ile hayırlı cumalar kardeşim
7 月 3 日
|
||||
Regaib Kandilidir Bugün. Bu kandil, dini literatürümüzde üç aylar olarak bilinen, Recep ayı ile başlayıp, Şaban ayı ile devam eden, rahmeti, feyzi ve bereketi bol olan Ramazan ayı ile noktalanan huzur ve maneviyat mevsimine girdiğimizin de habercisidir. Üç aylar ismiyle şöhret bulan bu aylar ve içinde barındırdığı özel geceler, Allah’ın rahmetinin müminlere bol bol ikram edildiği, mağfiretinin, lütuf ve kereminin üzerimize sağnak sağnak yağdığı zaman dilimleridir. Zira bu günlerde kalpler aynı duygu etrafında birleşip çarpar, eller aynı düşüncelerle semaya açılır, gözlerden aynı hissiyatın yaşları süzülürken, dillerden dua ve tespihler aynı aşkla dökülür. Ayrıca bu aylar, durup düşünmenin, geçip giden zamanın değerini idrak etmenin ve daha iyi değerlendirmenin çaba ve imkanlarını sunmaktadır bizlere. Günlük hayatın koşuşturması ve yoğun temposu içinde insan, zaman zaman gönül alemine nazar kılma ve içe doğru bir yönelişi yaşama ihtiyacı duymaktadır. İşte bu mübarek gün ve geceler böyle bir deruni muhasebeye de vesile olurlar. İman, insanın iç aleminden başlayıp hayatının her alanını aydınlatan bir hakikat bilgisidir, bir bağlanıştır. İman, bu dünyada yalnızlığının ve faniliğinin sürekli farkında olan, fakat bu derin hakikatı göz ardı etmeye de uğraşan insanı Yüce Yaratana bağlayan ve ona hayatın nihai anlamını kavratan bir güçtür. Namaz, oruç, zekat, hac, dua ve Allah’ı anma gibi ibadetler ise bu bağlantıyı canlı tutarlar. Giderek yalnızlaşan, maddi imkanı artmasına rağmen ruhi yönelişlerini yitiren günümüz insanına bir diriliş fırsatıdır üç aylar ve kandiller. Dinî hayatımıza olumlu anlamda yeni bir heyecan, canlılık ve ivme kazandıracak olan bu mübarek ay ve geceler, Yaratıcımıza, ailemize, çocuklarımıza, vatanımıza, milletimize ve tüm insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızın olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmakta, yanlış ve kusurlarımızdan dönmemize vesile olmaktadır. İnsan bir taraftan saygın, üstün hasletlerle donatılmış, diğer taraftan da pek çok zaaf ve kusuru bulunan bir varlıktır. Madde ve mânâ arasındaki dengenin madde lehine bozulduğu, dünyevileşen insani ilişkilerin ve değer ölçütlerinin hepimizi olumsuz yönde etkilediği zamanlarda, insanın ruhunu derin kırılmalardan ve acılardan koruyabilmek için, manen yükselirken öz eleştiriye her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. İlahi rahmete fazlasıyla mazhar olan bu mübarek gün ve gecelerde kendimizi sorgulamaya ve dinin manevi ikliminde gönül huzuru, istikamet ve öz güven kazanmaya, ihtiraslarımızı dizginleyip menfaat ve çekişmelerden uzak kalmaya ihtiyacımız daha da artmaktadır. Öyleyse bu mübarek zaman dilimini fırsat bilerek, aramızdaki çekişmeleri ve kırgınlıkları, şahsi menfaat hesaplarını bir tarafa bırakıp, Yüce Dinimiz’in bizden istediği, sevgi, saygı ve hoşgörü ortamının kurulmasına, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin güçlenmesine, insanî ve ahlâkî meziyetlerin yaygınlaşmasına gayret gösterelim. Bu duygu ve düşüncelerle, Siz değerli kardeşimin , ve Ümmet-i Muhammedin Mübarek Regaib kandilini ve üç aylarını tebrik ediyor, milletçe birlik ve beraberlik içinde daha nice kandillere kavuşmayı, bütün İslam aleminin ve insanlığın barış ve huzur içinde olmasını Cenâb-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
6 月 25 日
|
||||
|
.ecidal发表:
Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla'ya sunulduğu ve O'nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir ![]() BİR GECE VAKTİ YİNE TEPEDE KAMER.
BİR NUR VAKTİYDİ GECEDE RECEBİ KAMER. SABAHLAR SEHERE ÖZLEM, GECELER KAMERE ŞEBNEM, ZİFİRİ GECELERDE ÖYLE AYDINLIK Kİ ÇÖLLER... NUR GİBİ YAĞDI RECEB-İ KAMER, KAVUŞTU GECE KAMERE... YILDIZLAR ERDİ RECEB-İ KAMERE. BİR RÜZGAR ESER KAVURUR ÇÖLLERİ, YÜREKLERİ YANAR, KAMERİ GÖRENLERİ. NİYETLİYDİ ÇÖLLER GECE İMSAKİYEDE BULUŞTU YASLI GÖNÜLLER ÜÇ KAMERLİ GECEDE... ESİNTİ VERDİ NUR AYDINLIĞI RECEB'E KAMER HİÇ BU KADAR AYDINLANMADI ÇÖLLERDE RECEB HİÇ BU KADAR ÖZLEM DUYMADI KAMERE ![]() Efendimizin Recep Ayında yaptığı dua "Allahumme barik lena fi recebe ve şa'ban ve belliğna ramazan" "Allah'ım! Recep ve Şaban aylarını bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır". Üç ayların ilki olan Recep ayı girdiğinde bu duayı sıkça yapmalıyız. Çünkü Resulullah (sav) bu duayı yaparlardı ve ümmetinin de yapmasını istemiştir. ÜÇ AYLARIN ÜLKEMİZE VE TÜM İSLAM ALEMİNE HAYIRLARA VESİLE OLMASINI CENABI ALLAH'TAN NİYAZ EDİYORUM...SELAM VE DUA ILE KARDESIM
6 月 25 日
|
||||
|
.ecidal发表:
Kalpte Ne Varsa,disari O Yansir... Kelimeler kalpten akan katrelerin kabıdır… Kalpte ne varsa o damlar ve tekrar ait olduğu yere döner damlalar... Kimliğin kilididir kelimeler… Kibar kalpten kelamın kibarı damlar kem kalpten de kem kelime…Boş değildir kelimeler boş olanlar bile bir boşluğu ifade eder… Hiçbir kelime de boşlukta kalmaz bir kalbe konuk olur… Keder kelimeleri kederliler kapar kimsesizlerinkini kimsesizler tutar sevinçliler sevinçlileri sevindirir… Yaslıları yaslandırır yaslı kelimeler…Hikmetin kabı mananın kılıfıdır kelimeler… Mana denizi kabardığında kelime dalgasıyla vurur yürek sahillere… Sahile değişik şekiller verir bazen nazlı bazen hırçın vuran dalgalar… Engin denizlere yelken açmak da kelime teknelerine binmekle olur… Denizle sahil arasında gelgitleri oynar kelimeler…Kimse kaçamaz kader kelimelerden ve kader olan kelimelerinden… Kem bir kelime kendinin yazdığı yazgıdır ve tekrar sahibine yansır… Hased hasisliktir sahibini yakar… Gıybet kendi kendini dişlemektir… Zan zulmü zamansız yakalar kişiyi…Kelime varsa bir kalem vardır… Bir kelimedir kâinat… Kâinatı “Kün” (Ol) ile yazan kader kalemi her bir kalbe de ayrı bir imza atmış her ömre farklı bir yazgı yazmıştır… Motif motif çizmiştir “an”ları desen desen yapmıştır yolları… Kâinata ve kalbe yazılanları iyi okumak insanın güzelliklerle bezenmesidir… Kem kelimelerle kirletmemeli insan kalbini… Hikmet konuşmak varken gıybet etmemeli tefekkür ederken hasislik düşünmemelidir…Evet İnsan her zaman ;Hayatıyla “Elif” yazmalı “Vav” vuslatıyla yürümeli ve yüreği her daim “Hu” ( O’nu ) okumalıdırSelam ve dua ıle kardeşim
6 月 21 日
|
||||
|
akahmed发表:
selam ve dua ile kardeşim
6 月 20 日
|
||||
|
.ecidal发表:
6 月 18 日
|
||||
|
6 月 16 日
|
||||
|
.ecidal发表:
6 月 9 日
|
||||
![]() ALLAH'IM Allah'ım
kalbimizi aşkınla doldur, Aşkınla ağlat aşkınla güldür. ![]() ...Cuma'nın ferahlığı sarsın ömrün/m/üzü...
6 月 5 日
|
||||
|
.ecidal发表:
İslam dininin en temel özelliklerinden biri, insanın tüm yaşamını Allah korkusu üzerine bina etmesi ve tüm ibadetlerini de yalnızca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için yapmasıdır. Allah bir ayetinde müminlere "De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" şeklinde buyurmaktadır. (Enam Suresi, 162) Kuran'da, "Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir" (Nisa Suresi, 146) ayetiyle de müminlere, dini sadece Allah için, başka hiçbir amaç katmaksızın yaşamaları emredilmiştir. Bir kimsenin Allah'a sımsıkı sarılması, Allah'tan başka bir ilah olmadığını bilerek, hayatını yalnızca O'nu razı etmeye adaması ve her ne olursa olsun Allah'a olan sadakatinden vazgeçmemesi o kişinin ihlas sahibi olduğunu gösterir. İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle Allah'ın dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini, ilgi ve beğenisini elde etmeye çalışmaz. İhlas sahibi müminlere en güzel örnek Hz. Muhammed (sav) ve diğer peygamberlerdir. Peygamber Efendimiz (sav), sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramış, hiçbir çıkar veya dünyevi bir kazanç düşünmeden, hayatı boyunca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için çaba göstermiştir. De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden de değilim." (Sad Suresi, 86) De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 47)
6 月 4 日
|
||||
|
.ecidal发表:
Peygamber Efendimiz ile Hz fatıma arasında bir sohbet Müjdeler olsun ey kızım!”
Hazreti İmrân bin Husayn şöyle anlatır: Bir gün Peygamber efendimiz bana buyurdu ki: - Yâ İmrân sen de bilirsin ki biz seni çok severiz. Kızım Fâtıma rahatsızmış. Eğer beraber gelirsen onun ziyâretine ve hatırını sormaya gidelim. Kalktım beraberce Fâtımatüz Zehrâ’nın evine gittik. Peygamber efendimiz kapıyı çaldı ve Esselâmü aleyküm yâ Ehle Beytî diye selâm vererek içeri girdiler. Fâtımatüz Zehrâ da cevap verdi: “Ve aleyküm selâm sevgili babam yâ Resûlallah!” - Kızım yanımda İmrân bin Husayn da vardır. Onunla beraber geldik başını ört! - Babacığım seni hak Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki bu yün örtüden başka örtünecek bir şeyim yoktur. - Kızım işte onunla örtün! - Ey Babacığım! Başımı örtsem vücudum vücudumu örtsem başım açık kalır. - Bu örtüyü düz düzüne değil de köşeleme yâni uzunlamasına ört ki vücudunun her tarafını kaplasın. İmrân bin Husayn diyor ki: Ben dışarıdan bu konuşmaları işittikçe gözlerimden yaş ciğerlerimden kan geliyordu. Hz. Fâtıma’nın dünyaya hiç bağlanmamasına gıpta ediyordum. Nihayet Hz. Fâtıma sevgili Peygamberimizin târifleri üzere güzelce başını bağlayıp örttükten sonra içeri girmeme izin verdiler. İçeride Peygamber efendimizin arkasında oturdum. Peygamberimiz “Kızım nasılsın rahatsızlığın nasıl oldu?” diye hatırlarını sordular. O da dedi ki: “Babacığım bu gece çok rahatsızdım. Sancıdan sabaha kadar uyuyamadım. Şimdi öyle bir hâldeyim ki bir lokma ekmek yemeye bile takatim kalmadı. Açlıktan çok bitkinim.” Bu söz üzerine Allahü teâlânın habîbi Resûl-i ekrem efendimizin mübârek gözlerinden yaşlar boşandı. Buyurdular ki: - Kızım sakın hâlinden şikâyet etme! Allahü teâlâya yemin ederim ki ben yaratıkların en üstünü Allahü teâlânın habîbi olduğum hâlde üç gündür mideme bir lokma ekmek girmedi. Hâlbuki Rabbimden istesem beni doyuncaya kadar yedirir. Fakat ümmetime ibret olması için geçici rızıkları sonsuz rızıklar için feda ettim. Resûlullah efendimiz sonra mübârek elleriyle Hz. Fâtıma’nın omuzlarını tutarak buyurdu ki: “Müjdeler olsun ey kızım sen Cennet kadınlarının hanımefendisisin!” Peygamber efendimiz Hz. Fatıma’yı çok öperdi. Eşi Ayşe bu harekete çok şaşırarak Resulullah’tan (s.a.a.) sebebini sordu. Resulullah efendimiz ona şöyle söyledi: Mirac gecesinde cennete girdiğimde Cebrail bana cennetten bir meyve getirdi, ben de meyveyi yedim. Fatıma’nın yaradılışı o meyvedendir ve ben Fatıma’dan cennet kokusunu hissediyorum. Ne zaman cennetin kokusunu özleyecek olursam Fatıma’yı kokluyorum.
6 月 3 日
|
||||
|
.ecidal发表:
Esselatu Vesselamu Aleyke Ya Resulullah...
Esselatu Vesselamu Aleyke Ya Habiballah...
Esselatu Vesselamu Aleyke Ya Seyyide Evveline Vel Ahirin... Peygamber efendimizin cennette gördükleri ... Alemlerin efendisi olan sevgili Peygamberimiz İsrafil aleyhisselam ile birlikte Cebrail aleyhisselamın yanına geldiler. Allahü teâlânın emrini yerine getirmek için Cebrail aleyhisselam Peygamber efendimizi Cennet'e götürdü. Melekler ellerinde nur dolu tabaklarla bekliyorlardı. Cebrail aleyhisselam; "Ya Resulallah! Bunlar Âdem aleyhisselamdan seksen bin yıl önce yaratıldı. Bu makamda tabaktakileri sana ve ümmetine saçmak için sabırsızlanırlar. Kıyamet günü Hazretin ve ümmetin Allahü teâlânın emriyle Cennet'in eşiğine ayak basınca bu melekler tabaklardaki cevahiri üzerinize saçacaklardır" dedi. Cennet'te vazifeli olan Rıdvan ismindeki melek onları karşıladı. Peygamber efendimize müjdeler verdi ve; "Hak teâlâ ikisini senin ümmetine birini de diğer ümmetlere vermek için Cennet'i üç kısım etti" dedi ve Cennet'in her tarafını gezdirdi. Habib-i ekrem efendimiz buyurdular ki: "Cennet ortasında bir ırmak gördüm. Arş'ın yukarısında akar. Bir yerden su süt ve bal çıkar. Asla birbirine karışmaz. O ırmağın kenarı zebercedden idi. İçindeki taşlar cevahir balçığı anber otları za'feran idi. Etrafına gümüş bardaklar koymuşlar sayıları gökteki yıldızlardan ziyade idi. Çevresinde kuşlar olup boyunları deve boynu gibi idi. Her kim onların etinden yese ve o ırmaktan içse Hak teâlânın rızasına mazhar olur. Cebrail'e; "Bu ırmak nedir?" diye sordum. "Kevser'dir. Hak teâlâ onu sana vermiştir. Sekiz Cennette olan bostanlara bu Kevserden akar" dedi. Irmağın kenarında çadırlar gördüm. Cümlesi inci ve yakuttan idi. O çadırlarda huriler gördüm. Yüzleri güneş gibi parlar idi. Derlerdi ki: "Biz sevinçli ve neş'eliyiz. Bize hiç üzüntü gelmez. Biz gençleriz hiç yaşlanmayız. Biz iyi huyluyuz hiç kızmayız. Biz hep böyleyiz hiç ölmeyiz." Saadet köşklerine ve ağaçlarına erişip onların nağme ve sedaları her yeri kaplar. Öyle hoş sesleri vardı ki o nağmeler dünyaya gelseydi ölüm ve mihnet dünyada olmazdı. Cebrail "Bunların yüzlerini görmek ister misin?" dedi. "İsterim" dedim. Bir çadırın kapısını açtı. Baktım. Öyle güzel suretler gördüm ki eğer bütün ömrümce onların güzelliğini anlatsam bitiremem. Yüzleri sütten beyaz yanakları yakuttan kırmızı ve güneşten parlaktı. Derileri ipekten yumuşak ve ay gibi ışıklı kokuları miskten daha güzeldi. Saçları gayet siyah kimi örülmüş kimi toplanmış kimi salıverilmiş otursa etrafında çadır gibi olur kalksa ayağına kadar uzanırdı. Peygamber efendimiz buyurdu ki: "Sekiz Cennet'in bağ ve bostanını ve türlü nimetlerini gördüm. Cehennem'i ve derecelerini de görsem diye hatırıma geldi." Cebrail elimi tutup Cehennem'in en büyük meleği Malik'e götürdü: "Ey Malik! Muhammed aleyhisselam asilerin Cehennem'deki yerlerini görmek ister O'na Cehennem'i göster" dedi Malik Cehennem'in tabakalarını açtı. Yedi tabakanın hepsini gördüm. Efendimiz Cehennemdekilerin halini görünce çok üzüldü. Merhametinden çok ağladı. Bütün melekler de ağlaştılar.Ey Rabbimiz...! Iman ettik; bizim gunahlarimizi bagisla, bizi ates azabindan koru...! Indirdigine inandik ve Peygamber'e uyduk. bizi (birligini ve peygamberlerini tasdik eden) sahitlerden yaz. Gunahlarimizi ve isimizdeki taskinligimizi bagisla; ayaklarimizi (yolunda) sabit kil; kafirler topluluguna karsi bizi muzaffer kil! HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA İLE
5 月 28 日
|
||||
|
.ecidal发表:
Ölümü çok hatırlamak lâzımdır:Kâinatın Efendisi Aleyhissalâtü vesselâmın lâl ü güher beyanları içinde lezzetleri acılaştıran ölümü çok zikretmek gerekir. Bundan maâda yine Efendimiz bizzat kabirleri ziyaret etmiş ve ziyaret tavsiyesinde bulunmuşlardır. İnsan ölümün hakikatına inandığı gibi onu his duygu ve aklına nakşederek hayâl ve düşünce dünyasına da hakim kılar ve kıyamete kadar sürecek olan kabir hayatına da kendini ikna ederse bu takdirde dünyaya ve ukbaya bakışı ve davranışları farklılaşır ve değişik olur. Onun içindir ki söz Sultanı “Benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız” buyurmuşlardır.Niçin hatırlanmaz ölüm? Nefsin hoşuna giden pek çok haram lezzetleri acılaştırarak ağzın tadını kaçırdığı keyfi bozduğu insanı nefsanî isteklerden vazgeçmeye bir kısım bedenî haz ve alışkanlıklardan kopmaya zorladığı peşin lezzetlere rağmen ruha öteler hesabına zâhidlik aşıladığı dünyaya bakan yönüyle kalbi daralttığı ve düşünceyi buğulandırarak süslü toz-pembe dünyâları kararttığı içindir ki ölüm hatırlanmak istenmez.a) Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak ölümü unutturur:Ölüm neden tesir etmez? Tevehhüm-ü ebediyetten.. hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmaktan ve yaşamak için yaşamaktan.. çocuk oyuncakları mesabesindeki peşin ücretlerle avunmaktan.. kalb ve fikrin geçmiş ve geleceğe dönük gözlerini kapamaktan... b) Ebedi saadet saraylarının kapısı ölümle açılır: Ölümün alnından öperiz biz: “Sen ne mübârek arkadaş ve refakatçisin” deriz ölüme. Varsın başkaları sana dikenli nazarıyla baksın sen gülün ta kendisisin. Bırak bazıları sana “kara yüz” yakıştırmasında bulunsun sen bizim için bizi aydınlık ülkelere uçuran ötelerden iki ışık kanatsın. Bakma sana “soğuk yüz” dediklerine; sen bizim için müjde çiçekleriyle kar gibi beyaz ve berraksın. Onlar sana “çukur” derler “dehliz” derler; fakat biz “ebedî saadet saraylarına açılan koridorsun” deriz. “Ayıran” da derler sana; fakat sen haddizatında ebedî âlemlere intikal etmiş binlerce ahbaba dost ve yârâna kavuşturansın. Başta sîmalarına meleklerin hayran olduğu nebîlere sonra Sahâbeye salihlere hısım ve akrabaya bizi ulaştıransın. Cemalullaha yaklaştıransın!...Evet ayıransın da fakat elemli sıkıntılı ve ayrılık hasreti yüklü şu dünyâ talimgâhından hayatların en hası hakiki hayata intikal ettiren bir terhis tezkeresisin! Sen bizi Gönderene dönme anında cismimizi nura garkedecek bir ebed şerbetisin! Ve sen bir son değil sonun sonusun; sonsuzluğa eş ve baş olabilecek son bir sonsun. Son ile sonsuzluğu dudak dudağa getiren bir ufuk ve Cemale açtığın gözlere çekilen bir sürmesin.. Ve yine sen dertli bir neslin dert yüklü Tercümanına “Eyvah bugün yine ölmemişim” dedirtensin. İşte ölümün iki yanı: Önce terhib düşüncesiyle ölüm sonra da terğib düşüncesiyle ölüm...Ölüm düşüncesi arzettiğimiz gibi hem caydırıcı hem de teşvik edici yönleriyle bir yandan seyyiatımız mesuliyet hissimiz ve Rabbimize karşı yaptıklarımızdan hesap verme endişesiyle bizi iki büklüm ederken bir yandan da ümit-reca münasebeti içinde kalbimizi hoplatıp bizi canlandırmakta şahlandırmakta ve kalbimizle beraber duygularımız ve düşüncelerimizle beraber davranışlarımız üzerinde müsbet tesir icra etmektedir. Rabıta-ı Mevt denilen ölümü sürekli hatırlama ameliyesiyle kabirleri ziyaret ve hastalarla sakatlardan ibret almakla -İnşaallah- ülfetten kurtulmuş iç gerilimimizi ve canlılığımızı muhafaza etmiş ve şeytan ve günahların zararından korunmuş olacağız. Selam ve dua ıle Allah a emanet ol
5 月 24 日
|
||||
|
.ecidal发表:
IMAN-IBADET:
Peygamber (ef)buyurmusturki:Allah Ibadetsiz Imani imansiz ibadeti ve isi kabul etmez.GENCLER: Allahgenc tövbekarlari sever.:-: Allah;genc yaslarinda ibadet edenleri melekleine göstererek sevincini ilan eyler.:-: CÖMERTLIK: Cennet cömertlerin evidir.:-: Halkin muhabbetini kazanmak isteyen bir kimse malini bol bol ihsan etsin.:-:SABIR: -Sabir cennet hazinelerinden bir´hazinedir.:-: ÖFKE.: SIRKE BALI BOZDUGU GIBI HIDDETDE IMANI BOZAR. KÖTÜ ARKADAS: Günah isleyen âsi ve günahkâr arkadasinizdan uzak olunuz.Yoksa sizinde onlardan oldugunuz anlasilir. SOFU GÖRÜNMEK: Halka karsi´âlim ve dindar görünmek icin sofu elbiseleri giyip gezmekten ve bundan hâsil olacak söhretlerden uzak bulunuz. ZINA: Gözlerin zinasi haram olan seye bakmaktir. -bir kimse helal diyerek zina ederse imani gider.fakat pisman olup tevbe ederse affolunur. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, “Allah’ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay hâlime! Gerçekten ben alay edenlerden idim” demesin. Yahut, “Allah beni doğru yola iletseydi, elbette O’na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum” demesin. Yahut azabı gördüğünde, “Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin. (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.”Zümer suresi 55-59 HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA ILE
5 月 22 日
|
||||
|
Dürr-i Yekta发表:
![]() İlahi!... Aynam kırıldı. Ellerim taş atmaktan yorulmadı; Sen ise bağışlamaktan... Ne kadar yücesin İlahi!... Bir ışık son ışık kaldı göğümde. Ayetler reklam aralarında iniyor artık evimize. Biliyorum çalmaz melek kapımı (zı) ; çocuklarımı (zı) ayrı tut amel defterim (iz) de. Çünkü onlar masum biz ise kirli. Yüzüm (ü) kimin yüzüne sürsem artık ağlamıyor kimse. Herkes plastikten kulluklar sunuyor bize. Dayanamıyorum... Ellerime bir taş alıp atıyorum yüzüme. Parçalanıyor gök ve yer. Kıyametimi kendi ellerimle yaşıyorum şehrin şuh kokulu ellerinde. Ellerim ellerine değiyor şehir tenine. Şehir devriliyor üstüme çanak antenleriyle. Çanak tutuyor kulluklar erotizme. İlahi!... Aynam kırıldı. Ellerim taş atmaktan yorulmadı; Sen ise bağışlamaktan... Ne kadar yücesin İlahi!... "Afrikada öldürülse bir yerli; canı bende çıkıyor, seni bildim bileli"... diyordu şair. Ben ölsem kimde canım çıkar diye soruyorum kendi kendime. Cevabını bulamıyorum İlahi!... Bir tek kulluğumuza talip günahlar sahip çıkıyor bedenimize. Kirlendikçe şair oluyoruz artık bu demlerde. Atılan her taş aynama çarpıyor artık. Her kelime sahte bir yüz geçiriyor düşlerime. Senin isimlerin aynada kırık bir çizgiye dönüyor nedense. Günahlar kuşattı bizi. Kalelerimiz, yani kardeşliklerimiz, ayetlerimiz, elçilerimiz tek tek düşüyor. Birde koynuna düşüyor kadınların yıldızlar tek tek. "Biz" yok artık İlahi!... Kulluklarımız bile şöhrete muhtaç. Onun için dilekler artık çaputlarla ekranlara bağlanıyor. Bir damla düştü göz bebeğime. Kanlandı. Günah işlemekten yorgun düşmüş ellerim çanaklandı. Çırpınıyor ruhumuz; ama zevkten. Herkes aynı ipe sarılmıyor artık; aynı ipte çekiliyor kardeşlikler. Umudumuz artık başkalarının günahları oldu. İlahi!... Aynam kırıldı. Ellerim taş atmaktan yorulmadı; Sen ise bağışlamaktan... Ne kadar yücesin İlahi!... "Habibim... Giyim-kuşamı ve konuşması seni etkileyenler var aranızda. Onlar giydirilmiş kütük gibidirler..." diyorsun bir ayetinde. Ben hiç giyim-kuşamımla etkileyemedim çevremi. Ama kelimeleri ve konuşmayı giydirebildim her zaman. Kendimi cehenneme atılacak kütük gibi hissediyorum. Tek umudum bu kütükten kalem ve kağıt olup senin salih kullarının elinde sana hizmet etme fırsatı vermen. Kadir gecesine erdiysek. Bu fırsattır biliyorum Rabbim. Fırsatlardan bile günahlar devşiren bir ruh halimiz var artık. Müslümanlar arasında tanınmayı senin rızana tercih eder olduk günlük hayatımızda. İlahi ! Aynam kırıldı. Ellerim taş atmaktan yorulmadı; Sen ise bağışlamaktan... Ne kadar yücesin İlahi!... Servet Hocaoğulları Selam ve dua ile canım kardeşim ALLAH C.C yar ve yardımcımız olsun Hayırlı günlerimiz olsun
5 月 21 日
|
||||
|
.ecidal发表:
Bazen sevdiklerini ihmal eder
![]() Gaflete dalar insan. Oysa O'nsuz anlamsız olduğunu düşündüğün ![]() Sahip olduğun en büyük armağanım dediğin ![]() Başının tacını ihmal eder mi hiç insan? Kişi sevdiğiyle beraberdir.. Öyle ya.. Sen neden değilsin? Yoksa yeteri kadar sevmiyormusun? Hayır... diye haykırıyorsun ![]() Sewiyorum sewiyorum..Başımın tacını hayatıma anlam veren en büyük armağanımı nasıl sevmem!Peki neden her an sevdiğinle değilsin? Sevgi sözde olmaz bunu çok iyi bilirsin! Sevgi ihmal edildi mi o çok güçlü dediğin bağları zedeler..Oysa nasıl da korkarsın sevdiğinden ayrı kalmaktan ![]() O'nsuz kalınca neleri yitireceğini düşünmek korkutur seni. Hemen buluştuğunuz anları o senin için en anlamlı olan anları düşünürsün..Şükredersin O'na sahip olduğun için![]() İhmal ettiğinin farkına varırsın.. Oysa.. sevgi ihmale gelmez bilirsin ![]() Peki neden her an O'nunla değilsin? Şimdi kaybetme korkusu sarsın bedenini.. Gaflete dalıp ihmal etme başımın tacı dediğini ![]() Sevgi ihmale geldimi o çok güçlü sandığın bağları zedeler ![]() Şimdi ayrılık korkusu sarsın bedenini.. Vakit.. sevdiğin için birşeyler yapma vakti.. O'na olan sevgini her an yanında olarak kıymetini bilerek gösterme vakti..Haydi kalk.. Gafletten uyan.. O'na sımsıkı sarıl.. Sahip olduğun için şükret.. O'nu birdaha kaybetmemek için söz ver kendine.. Eğer gerçekten seviyorsan Haydi kalk.. O'nun için hazırlan.. Birazdan O'na kavuşacağın için heyecanlanmalısın Kavuştuğun için mutlu olmalı.. Ve artık herşeyi Sevdiğin için göze almalısın.. Şimdi vakit.. aklını başına alma zamanı.. Kavuşma zamanı... Haydi kalk.. O'nun için hazırlan.. Duyuyormusun? Ezanlar da okunuyor.. Haydi hazırlandıysan.. Başının tacı hayatına anlam ve yol veren![]() Seni Sen yapan ![]() Yaradan'ın sana o en büyük armağanı Namaz'ına sımsıkı sarıl.. Ve unutma.. Sevgiler ihmale gelmez.. Kaybedersen yitireceklerinden korkuyorsan eğer ![]() Haydi kaybetmeden sarıl sevdana.. Haydi sarıl İSLAMA.. Haydi sarıl KARTULUŞA بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin.” (Böyle bir kimse mi Allah katında makbuldür,) yoksa gece vakitlerinde, secde hâlinde ve ayakta, ahiretten korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak itaat ve kulluk eden mi? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar. Zümer suresi 8-9
5 月 20 日
|
||||
![]()
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ ۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bagy(bagyi), yeizukum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne). Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. Nahl 90 Sadakallahülazim / Allah doğru söyledi
Sana bir dua eden
olsun...
![]() "Dünya
çok kısa... Ahiret sonsuz olunca, sonsuzun yanında asırlar bile kısa
kalır. Çok kısa küçük hayırcıklar, az bir şey. Asıl hayır ahiret
hayrı..." (02. 02. 2001 - Avustralya, Esat Coşan Hocaefendi) "İslâm'a
hizmet her Müslümanın görevidir; sadece hocaların, müftülerin,
vaizlerin, hafızların değil... Her mü'min, kendi meslek alanında ve
kendi eğitim birikim, imkan ve müktesebatı (edindiği bilgiler)
miktarınca, elinden geldiği kadar İslâm'a ve Müslümanlara faydalı işler
yapmaya çalışmalıdır, bu ağır yükün bir kısmını üzerine almalıdır ki,
İslâm payidar olsun, gelişsin, yayılsın, güçlensin. Bunun şerefi,
sevabı, mükâfatı çok büyüktür. Rabbim cümlenize bu mazhariyeti (şerefi)
nasib eylesin!" (İslam Dergisi, Halil Necatioğlu,. Mart 1998)
5 月 15 日
|
||||
|
akahmed发表:
![]() İlâhiyat Fakültesinde iken Kur’ân dersi hocamız Emin Işık Beyin anlattığı ilginç nükteler vardı. Kendine has jest ve mimikleriyle esprili olaylar anlatır, hem güldürür, hem ibrat almamızı sağlardı. Kişinin, kendisini bir ideale vakfetmesi, bir gayeyi dert edilmesini ifâde ederken, şu ibretli hâdiseyi anlatırdı:“Kendini ‘Peygamber (a.s.m.) âşığı’ olarak tanıtan bir adam, salih bir kimsenin yanına varmış. ‘Efendim, ben Hazret-i Peygambere âşığım. Ama bir türlü rüyamda göremiyorum’ demiş. Salih kişi, adamı şöyle bir süzmüş. Adam biraz fazla kiloluymuş. Bir an için hayali gençlik yıllarına uzanmış. Kendisini ibâdete vermeden önceki yıllarını göz önüne getirmiş. Sonra adama dönüp şöyle konuşmuş: ‘Ben gençliğimde bir kıza âşık olmuştum da onu düşünmekten 35 kiloya düşmüştüm. Sen nasıl Peygamber âşığısın ki, mâşaallah ensen göbeğin yerinde?” Elbette bir meseleyi dert edinmenin tek göstergesi kilodan düşmek, zayıflayıp bir deri bir kemik olmak değildir. Ancak, bir meseleyi düşünmenin, bir hedef uğrunda çalışıp didinmenin bazı işâretleri vardır. Kimileri idealleri uğrunda çırpınırken yemeden içmeden kesilir, kimileri eğlenmeyi dinlenmeyi unutur, kimilerinin gözüne uyku girmez. Mukaddes bir ideal uğruna hayatlarını vakfettiklerini iddia edenler, sık sık nefislerini sorgulamak durumundadırlar.Gerçekten, bir idealin kara sevdalısı gibi uçsuz bucaksız çöllerde bile gece gündüz demeden, aç susuz koşuyor muyuz? Yoksa, cennet-misal bir yeşilliğe kurulmuş, “çöl edebiyâtı”yla mı meşgulüz? Eğer birincisine tâlipsek, her işimizin, her günümüzün, hattâ her ânımızın o yüce ideale ulaşmak için dolu dolu geçmesi gerekir. Yok eğer ikincisine dûçar olmuşsak, boş yere “ideal edebiyatı” yapıp, “vatan kurtarak aslan” iddiasına soyunmaya ne gerek var? Hiç ağzımızı açmayıp, “sıradan bir insan” olduğumuzu düşünüp, öyle yaşamalı değil miyiz? Ancak, bir kere mukaddes bir dâvânın çilekeşi olmaya niyetlenmiş insanlar, rahatta huzuru bulamazlar. Eğer bir gafletin, bir atâletin ve bir isteksizliğin tozuna bulanmışlarsa, içlerinden bir ses dâima onları tahrik eder. “Nerede senin eski yılların?” diye mânevî tokatlar indirir. Bunun çaresi, titreyip silkinmektir. Gerekirse herşeye yeniden başlıyormuş gibi idealler ummanına dalmaktır. Bir kere hayatın fenâsını ve asıl gayesini bilen insanlar, “rahat”ta huzur bulamazlar. Onlar “zahmet” denizine dalmaya mahkûmdurlar. Kişi, neyi dert ediniyorsa, “o”dur. “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına millettir” sözü bunu anlatmıyor mu? Büyük dâvâlar, büyük himmetler, büyük idealler; büyük gayret ve çalışmaları gerektirir. Biri yoksa, diğeri de olmaz. Bir gün İbrahim bin Edhem, yattığı odanın damından gürültü gelince pencereyi açıp haykırmış: “Kim var orada?” Bir adam, “Devemi arıyorum” demiş. “Behey sersem, damda deve olur mu?” diye çıkışan İbrahim bin Edhem’in aldığı cevap balyoz gibi başına inmiş: “Sen nasıl kuş tüyü yataklarda Allah’ı arıyorsun, ben niye damda devemi aramayayım?” İşte bu cevaptan sonra İbrahim bin Edhem tacı tahtı bırakıp zühd ü takvaya, ibâdet ve taata yönelmiş. “Hem burada rahat edeyim, hem cennet dâvâ edeyim, olur mu?” diyen Bedîüzzaman da bu gerçeği anlatmıyor mu? Hayırlı günler Baki selam ve dua ile
5 月 11 日
|
|
|